Realitenin Hissedilmesi

ÜST GÜCÜN İFŞASI, O’NU HİSSETMEK VE ONUNLA BİRLEŞMEK

Posted in Uncategorized by realiteninhissedilmesi on Mart 10, 2010

Kabala’nın Bilgeliği “almanın bilgeliği” şeklinde adlandırılır çünkü o Yaratan’ın ifşası hakkında konuşur – Üst Kuvvet’in ifşasını alma yolu hakkında, O’nu hissetmek hakkında, O’nu görmek hakkında ve Onunla birleşmek hakkında.

Biz bu bilgeliğin içinde tutulan bilgiyi, bizler gibi bu dünyada yaşayan ve birden bire bu dünyadan daha yüce bir şey onlara ifşa olmuş insanlar sayesinde alırız. Öyle ki onlar da bunu gördükleri ve hissettikleri şeyi kaydetmeye başlamışlardır. Hisleri ölçmeye başlamışlardır, incelemeye ve onlara geri dönmeye. Çok yavaş bir şekilde onların notları kitaplarda toplanmaya başladı ve bu kitaplar artık Kabala’nın Bilgeliği’nin temelini kapsamaktadır.

Bizler Kabala çalışmakla meşgul olduğumuz sırada, “Saran Işık” denilen özel bir tür gücü çekiyoruz. O ışığın yardımı ile biz aynı zamanda onlar gibi daha geniş, yüce gerçekliği görebildiğimiz bir duruma erişebiliriz. Bu gerçeklik bizim kim olduğumuzu anlamamıza yardım edecektir, nereden geldiğimizi, nereye gittiğimizi anlamamıza da – ve “hayatımızın amacı nedir?’’ sorusunda bize cevap verecektir.

Ders 1

Kabala’nın Bilgeliği Nedir?

  • Neden Kabalistler her birimizin Kabala’nın Bilgeliğini çalışmamızı içtenlikle isterler?
  • Ruh nedir? Nasıl gelişir?
  • Bizim dışımızda var olan bir şey var mı, yoksa bu sabit bir hayal mi?
  • Kabalistler kimdir?
  • Kim olduğumuzu bilmemiz nasıl mümkün, nereden geldiğimizi ve nereye gideceğimizi?

155’inci maddede, Talmud Eser Sefirot (On Işığın Çalışması)’na Giriş kısmının sonlarına doğru Baal HaSulam (Rav Yehuda Aşlag) şöyle yazmıştır:

“…Bu nedenle sormak zorundayız: neden Kabalistler herkesi Kabala’nın Bilgeliğini çalışmaya mecbur etmiştir? Doğrusu burada önemli bir şey var, halka tanıtılmanın değeri: burada görkemli, paha biçilemez bir çare var…’’

Hangi paha biçilmez çare? Ve o hepimizin bir ruha sahip olduğunu açıklamıştır. Ve bu ruh hepimizin içinde uyur şekilde bulunmaktadır.

Ruhu uyandırmak ve açmak için, ruhu geliştirmek zorundayız böylece o yukarıdan gelen Üst Işığı içine çekebilir. Ruhun ilerlemesi Üst Işık’ın etkisiyledir. Bugüne kadar yeterli gelişmememizin sebebi, Üst Işığı kendimize çekmemiş olmamızdır.

Şimdi bunu yapmak için hangi yöntemi kullanmalıyız? Çalışırken, özellikle önümüzde iki saat boyunca Üst Işığı çekmek için çabalamalıyız. Bu basit bir şekilde yapılır: Neden çalıştığımızı ve öğrenmemizin amacını unutmayacağız. Bu sadece yazılanı bilmek ve benim açıkladıklarımı anlamak değildir, ama aynı zamanda onu yaşamak, ona ulaşmak ve onun içinizde çalıştığını hissetmektir – çünkü bizim konuştuğumuz tek şey içimizde ne olduğudur.

Kendimizin dışında var olan tek şey yukarıdan olan Üst Işık, Yaratan ve bizim hayal edebileceğimiz herhangi bir şey – hepsi, kendisinin içinde.

Manevi dünyalar, bu dünya, aklımıza gelebilecek her şey, hepsi, kendimizin içinde bulunur, bizim içimizde. Ve eğer bize, kendimizin dışında bir şeyler var gibi gelirse, bu sadece hayaldir. Herkes daha sonra ödüllendirilecek ve üst dünyalardan bu şeyleri görecektir, öyle ki gerçekten her şeyin insanın içinde bulunduğunu görecektir.

İlk olarak: Çalışırken, hepimizin büyük bir grup olduğunu düşünün, aynı biçimde olan ve özel bir grup. Bizim tek büyük bir arzumuz var, büyük bir kap, biz bunun yardımı ile büyük manevi Işığı çekiyoruz. Ben burada bu oluşumun somutlaşmasını olanaklı kılmak için bulunuyorum, ben bunu destekliyorum, ben bunu senin için yapıyorum ve sen de bir hoşluk, hepimiz için rahat bir atmosfer yaratmak için çabalamalısın.

Yukarı’dan çok büyük bir güç almak üzere olduğumuz bilmek önemli, bu güç bizim ilerlememize ve maneviyat merdivenine tırmanmamıza yardım edecek. Ondan sonra bunu hissedecek ve göreceksiniz. Bu en önemlisi.

Ayrıca, belirli bir kitap kullanmayacağım ve size kaynaklarımın ne olduğunu söyleyeceğim. Ama işin doğrusu, nereden geldiği önemli değil. Benim amacım size temeli vermek ve her seferinde kitaplardan farklı kısımlar kullanacağım.

Dersin sonunda muhakkak ki sorular olacak ve herkesin bir cevaba kavuşacağını umuyorum. Eğer olmazsa, daha sonra cevaplarım, internet aracılığı ile veya bir sonraki ders sırasında.

Biz, sizlerin bu derslerle öğrendiğiniz bilgiyi nasıl elde ettik?

Biz de bunları, bizim gibi bu dünyada yaşayan ve birden bire bu dünyadan daha yüce bir şey ifşa olmuş insanlardan öğrendik. Onlar duvarların ötesinden görmeye başladılar, insanların, yaşadıkları yerlerin – mağara içlerinden, çadır içlerinden, belki de saraylardan. Onlar bu dünyanın dışında bir şey görmeye başladılar ve gördükleri ile hissettikleri her ne olursa olsun bunları yazmaya başladılar.

Bu hissi ölçmeye başladılar, incelemeye ve sürekli olarak analiz etmeye başladılar. Kısaca söylemek gerekirse, bunun dışında tamamen yeni bir dünya keşfetmeye başladılar. Yavaşça izlenimlerini kitaplarda topladılar ve bu kitaplar Kabala’nın Bilgeliğinin esası haline geldi.

Kabala’nın Bilgeliğine, “Kabala’nın Bilgeliği’’ denmesinin sebebi ise onun Tanrısallığın ifşasından bahsetmesi. Üst Güç’ün ifşasının nasıl alınacağından ve O’nu nasıl hissedeceğinden, görüleceğinden ve O’nunla nasıl birleşeceğinden bahseder. İşte onlar bunun hakkında yazdılar ve bize bıraktıkları da bu.

Neden yazdılar? İlk başta başardılar, sonra da yazdılar. Hesapladılar, bütün tecrübelerini tekrarladılar ve gerçekten birbirleriyle kitapları aracılığı ile konuştular. Ancak, onların yazdıkları sadece Üst Dünya’nın hissine ulaşan kişiler tarafından anlaşılabildi.

Ve onların yazdıkları şeyleri çalışarak, biz Saran Işığı alıyoruz. Biz düşünürken ve Saran Işığı kendi üzerimize çekmek ve ondan keyif almak için beklerken, sonrasında onun da yardımı ile onlar gibi görmeye başlayacağımız, daha büyük ve üst bir gerçeklik göreceğimiz bir duruma erişebiliriz. Ve ayrıca bu gerçeklik bizim kim olduğumuzu bilmemize, nereden geldiğimizi ve gelecekte nereye doğru gittiğimizi bilmemize yardım edecektir.

Yani Kabala’nın Bilgeliğini ve Kabalistler tarafından yazılan kitapları çalışarak, biz iki etki gözlemleyebiliriz: ilk olarak bir Kabalist kendi bilgisini, okuyabilen ve yazarın bulunduğu yerlerden geçmiş – yukarı çıkmış, aşağı inmiş, tıpkı kendi gibi – başka bir Kabaliste aktarır, kısaca söylersek kitaplarda tarif edilen durumların aynılarını gerçekten yaşamış ve deneyimlemiş kişiye.

Üzerimizdeki ikinci etki ise: şimdilik ondan Saran Işık olarak keyif almamızdır. Onun ne olduğunu anlamadan, bizi geliştirecek olan ve bizi Kabalistlerle aynı konuma yükseltecek olan gücü kendimize çekmek için çabalarız.

Bu nedenle, gerçekten özel güçleri, büyük güçleri olan bu çeşit kitaplardan okumak harcanan emeğe değer. Her ne kadar Kabala hakkında yazılmış çok fazla kitap olsa da, biz hepsini okumayız (her türlü dilde ve pek çok formda yazmış olan çok sayıda Kabalist vardır). Ancak, biz özel kitapları alırız, Düzelmenin sonundaki seviyede, çok yüksek bir basamakta olan kişiler tarafından yazılanları. Üstelik bu kitaplar özellikle bizim için yazılmışlardır, Engelin altında olup da onun öteki tarafına geçmek isteyenler içindir. Neticede, o kitaplardan çok fazla yok: Kutsal Ari’nin kitapları, Ramhal’ın kitapları (bu yazılanları biz henüz çalışmadık, çünkü o çok özel bir lisan ile yazmıştır, en azından dış lisan bunun gibi yazılmıştır) ve Baal HaSulam’ın kitapları.

ALTICI HİS

Posted in Uncategorized by realiteninhissedilmesi on Mart 10, 2010
  • Altıncı hisleri ile doğmuş insanlar var mıdır?
  • Bir Kabalist ile falcı veya özel ruhsal güçlere sahip insanlar arasındaki fark nedir?
  • Nostradamus ruhani bir insan mıydı?
  • Yarının kötü olacağını bilmek mi yoksa farklı bir “yarın’’ yaratacak gücü almak mı tercih edilir?

Altıncı Hisleri İle Beraber Doğmuş İnsanlara Ne Olur?

Gerçekte, altıncı hisleri ile doğmuş insanlar diye bir şey yoktur. Duyarlı, alır insanlar vardır, bu kişiler doğumdan itibaren saftırlar, örneğin Rusya’daki Boff Lessing. Kendisi Polonya’dan çok bilinen bir Yahudi’dir, eskiden tiyatrolarda ve her türlü yerde sahne alırdı. Bir kişinin bütün geleceğini ve bütün geçmişini anlatabilme yeteneği vardı. Önceden, ne zaman öleceğini gün, zaman vb. olarak öngörmüştü. Bu gerçekler geniş bir alanda kabul edilmiştir ve tarih genelinde böyle çok sayıda örnek vardır. Ama bu bir Kabalist olmaktan farklıdır. Hıristiyanlarda da Nostradamus gibi kâhinler vardır. Ruhsal (psişik) yetenekler bir kişinin manevi seviyesini göstermez. Bu saflıktan gelir, altıncı hissi açmadan, ruhun saflığından gelir.

Biz kendimizi sadece duygudan oluşan siyah bir kutu ile karşılaştırabiliriz. Öyleyse bu beş açıklık ile ruhlar bu dünyayı hissediyor ve arıtılmış hale geliyorlar. Ruhun bu kabuğunun içinde, belirli bir miktarda kabalık var ve bu çok hassas, çok arıtılmış, biz ışık sayesinde hissederiz onun çevresindeki bütün ışık ki buna Saran Işık denir. Dolayısıyla, bunun olan şeyleri ve olacak şeyleri ileten belirli bir duyarlılığı vardır. Genelde bu sezişler bu dünyayı aşamazlar. Bu da demek oluyor ki, o size sadece bu dünyada ne olduğunu ve ne olacağını söyleyebilir. Geleceği tahmin edebilir ve her türlü enerjiyi veya benzeri şeyleri kullanarak insanlara yardım edebilir – bizim dünyamızda her türlü teknik vardır. Ama onlar insanları yukarı yükseltmezler, insanoğlu seviyesinden Yaratan’ın seviyesine. Bir bütün olarak ele alındığında kişiye verebilecekleri sadece dünyasal, biyolojik varlığı hakkında biraz bilgidir.

Bu hayvanların yarın ne olacağını hissedebilmesine benzer. Onlar doğal fenomenleri, depremler, kasırgalar ve fırtınalar gibi şeyleri gerçekleşmeden bir kaç gün önceden tahmin edebilirler. Bu özellik aynı zamanda bizim bedenimizin de içindedir, bazı insanlar diğerlerinden daha hassastırlar. Örneğin, toprağa yakın yaşayan bir bedevi, bir şehirliden daha çok doğayı hisseder.

Bizler de bundan bin veya iki bin yıl önce bunu sezebiliyorduk, ama bugün teknolojideki gelişmeler, bütün teknikler ve bilimsel ilerleme nedeni ile o duyarlılığı kaybetmiş durumdayız.

Başka kelimelerle söylemek gerekirse, bazı şeyler vardır ki altıncı his ile ilgili değillerdir. Ben bunlarla ilgili değilim çünkü bana yardım etmiyor. Daha fazla veya daha az bilsem bile yaşayacağım eninde sonunda öleceğim ve bundan bir şey çıkmayacak.

Daha az bilmek daha iyidir derler… O yüzden biz de kendimizi onunla meşgul etmeyeceğiz. Beş duyunun bu dünyasından daha geniş ve “altıncı his’’ diye adlandırılan hissi ortaya çıkarmak için, dışarıdan yardıma ihtiyacım var. Soru şu – onu geliştirmeye başlamak için uyanışın yukarıdan olmasını mı beklemek zorundayım?

Çok güzel bir soru! Ben Yaratan’dan, engelin (Mahsom) altındaki bir seviyeye indim, kendimi yaşayan bir insan gibi hissettiğim yere. Ben bir kutunun veya beş hisli bir kabın içinde yaşıyorum. Şimdi neyin meydana gelmesi lazım? Altıncı hissin gelişmesini başlatacak özel bir şeyin birden bire başıma gelmesi mi gerekiyor? Benim gibi yedi milyar insan var – yürüyen ve konuşan kutular. Herkesin bir “Reşimo’’su var, gelişmek için bekleyen manevi “gen’’i. Eğer biz yedi milyar insan bağlanırsak, boyut, güç ve yoğunluk olarak değişiklik gösteren manevi “gen’’lerden birleşmiş bir zincir oluşturabiliriz.

Bunun devamında da hangi genlerin insanın içinde harekete geçip konuşmaya başlayacağını belirleyen bir sıra var. Örneğin, siz zaten bugün burada oturuyorsunuz. Ancak, komşunuz hala elinde birası ile televizyon karşısında oturuyor ve buraya bir veya iki yıl içinde varacak. Onun içinde konuşması bir süre sonra olacak. Bu neye bağlı? Bu yukarıdan gelen Işık’ın sürekli büyümesine bağlı. Ayrıca, şu anda orada oturan dünyadaki bütün insanlar, tıpkı sizin gibi, bu Işık’ları çekiyorlar. Bunu yaparak bu dünyada bir atmosfer oluşturuyorlar ki bu atmosfer ile daha çok ve daha çok insan çekiliyor ve hissediyor. Sizler şimdiden başkalarının içinde de uyanan bu manevi genlere imkan veren çevreler oluşturuyorsunuz. Onların zamanı gelmiş olmasa bile, gene de bugün onlar uyanacaklar, çünkü siz bu dünyanın üzerine ek bir aydınlanma çekiyorsunuz. Öyleyse sizler –bizim dediğimiz şekilde– zamanı hızlandırıyorsunuz.

Ben saran çevreyi bütün duyularım ile hissediyorum. Altıncı his olmadan bu dünyadaki bütün zevkleri arzuluyorum. Bu altıncı his, manevi gen, kalpteki nokta veya manevi ruhun başlangıcı – sadece Manevi Işığı hissediyor. Onun istediği bu; o bunun özlemini çekiyor. Öyleyse sizi şimdi buraya getiren bu arzu, ve siz burada Işık’ın tadını alacaksınız. Bu aydınlanma ile arzu yavaşça büyümeye başlayacak, ve daha sonra biraz daha gelişecek.

Yardımı ile hissettiğiniz bu altıcı his, bu ruh diğer beş duyunuzun toplamından daha güçlü hale gelmeye başlayıncaya kadar büyür. Bu altıncı hisle hem fikir olduğunuz ve onunla özdeşleştiğiniz aşamaya geldiğiniz zaman, yalnızca onunla yaşamak isteyeceksiniz. Bunu başardığınız anda, bütün ruhunuz yukarı çekilir. Ancak, bu dünyada yaşamaya devam edersiniz bunun tek sebebi ise kişinin fiziksel bedeninin var olmak zorunda olması ve temel ihtiyaçlarını karşılaması gerekmesidir. Ama bir kere  bütün ruh yukarı yükseldi mi, o anda altıncı kanal sizin için açılmıştır. O andan itibaren serbest giriş izniniz ve sınırsız duygunuz var. Bunun anlamı kişinin engeli geçtiği veya engelin o kişi için artık mevcut olmadığıdır.

Ve çalışma aracılığı ile ve çalışma sırasında, sürekli onun hakkında düşünmeliyiz. Ne çalıştığınız önemli değil. Her türlü şeyi çalışacaksınız, tamamen ona bağlanmak da şart değil. Dünyaların inşası hakkında öğreneceğiz ve her türlü şey orada yapılacak, ki buna her zaman konu ile çok ilgili olmayan detaylar da dâhil.

Kabalistler bu şeyler hakkında bize yazabilirlerdi, ama bir sebepten dolayı yazmadılar. Onlar bize yüz binlerce cilt yazabilirlerdi. Aslında, bizde oldukça fazla var: “On Sefirot’un Kitabı’’nın altı cildi hiç de zayıf değil. Ama Kabalistler neye değindi ve ne yaptılar? Onlar bize işaret etti, bize sadece bir çeşit dönüm noktası olacak yerler hakkında yazdılar, öyle ki bu yerlerde bizim için özel olan Saran Işığın kaynakları birikiyor. Ve işte bu nedenden dolayı onların bizim için yazdıklarını çalışmaya değer. Aslında birinin ne kadar çok bildiği önemli değil. Siz onların öteki tarafına geçiyorsunuz ve ondan sonra Işık’ı çekiyorsunuz. Ve eğer gerçekten Işık’ın sizin üzerinize düştüğü yerlere varma niyeti ile düşünüyorsanız, o zaman – gerçekten – ortak bir çalışmadasınızdır ve sonrasında o yardım olarak gelir.

Ve bizi takip ederek, milyarlarcası gelecek.

Engeli Geçmiş Biri Nasıl Hisseder?

Bu gerçek bir sorun. Bana gelip şöyle diyenler oldu – “Ben çoktan sonsuzluktayım. Bunun gibi birçokları var – bu ciddi bir iş değil.’’ Eğer biri böyle söylerse, böyle hissediyordur. Bu onun hissi yanlıştır, tamamen başka bir meseledir, ama bunu ona nasıl ispatlayabilirsiniz? O böyle hissediyor. Bazen öyle insanlara bakmak ve onlara gerçeği söyleyip söylememem gerektiği konusunda düşünmek zorunda kalıyorum. Öyle tatlı bir hayal ile yaşamak, oldukça iyi. Ve aslında bununla ilgili şöyle yazar – “körün önüne bir engel koymayın’’. Anlamı – eğer biri görmüyorsa, onun önüne onu tökezletecek ve düşmesine neden olacak bir şey koymak yasaklanmıştır. Ama ya eğer gerçekten yanlış çevrede, çok uzak bir yerde yaşıyorsa… Şimdi, örneğin, ben Avustralya’ya davet edildim – orada Kabala çalışmak isteyen bazı kişiler vardı. Diyelim ki orada destek olmadan  öyle yaşayan biri vardı, onun hiçbir şeyi yoktu, bizim kitaplarımız vs. Ben ona cehennemde olduğunu anlatmaya başlamalı mıyım, daha hiçbir şeyi bilmeye başlamadığını ve nerede olduğunu bile anlamadığını… Bu büyük bir soru.

Öyleyse gerçekten nasıl bileceğiz? Tıpkı o kişinin yanlış olduğu gibi, ben de yanlış olabilirim. Ve bunun tam tersi de var – insanlar bana “Ben kimim? Ben neyim? Ben hiçbir şeyim’’ diye ağlayarak gelebilir. Ve gelmeyebilir. Belki onlar çoktan iyi bir derecedeler ve hissetmiyorlar mı? Bu kesinlikle bir sorun.

Maneviyatta yaşamayan bir insana, maneviyatın ne olduğunu anlatmak imkânsızdır, çünkü basitçe söylersek onun algılayacak araçları yoktur. Bu kör bir kişiye gökyüzünün rengini açıklamaya çalışmak gibidir veya sağır birine bir tür sesi açıklamak gibi. Eğer bu duyumu bilmiyorlarsa, nasıl anlayabilirler ki? Ve başka bir şey daha: maneviyatta olan biri, gerçekten orada olduğunu nasıl bilebilir? Kitaplarda okudukları vasıtasıyla bilir ve bu onun için gerçek hayat olmaya başlar. Bunun anlamı kişinin onun içinde yaşayabileceğidir, tıpkı bizim bu dünyada yaşadığımız şekilde olduğu gibi. Bu demek oluyor ki eğer ben harekete geçersem, eğer ihsan edersem – tepkiyi hissederim. Onu tam olarak ölçebilirim, aynı bu dünyada “mezura’’ kullandığım gibi. Hissettiklerim, benim aldığım, kim ile birlikte çalıştığım, hangi şekilde çalıştığım, Yaratan, Üst Güç ile ne tür bir ilişkim olduğu. Kısacası, insan bulutlarda yüzmüyor… Eğer iki Kabalist konuşuyorsa, onlar ortak bir dil kullanıyorlardır. Ama eğer içlerinden biri saklanmak istiyorsa, o zaman o diğerinden saklanır. Bu onlar her zaman birbirleri görüyorlar demek değildir. Altıncı His ile, Yaratan bilgisi ile çalışmada daha pek çok şey var, basitçe ben sizin zihninizi karıştırmak istemiyorum. Bunun hakkında yavaşça konuşacağız ve mümkün olduğunca çok konuşacağız, ben anlatacağım ve bu şekilde anlaşılacak.

Şimdi için sadece tek bir şey söyleyebilirim: Kabala’yı doğru yolla öğrenen biri için, Baal HaSulam’ın ve Rabaş’ın öğretileri ile öğrenen biri için, bir hayal içinde yaşamak ve kendini sonsuzlukta hayal etmesi, manevi dünyalarda havalarda süzülmesi ve hayaletler ile tanışması imkânsızdır. Bizim işimiz oldukça tekniktir, kesindir ve yöntem oldukça pratiktir. İki bacağı ile kişi yeryüzünde ayakta duruyor ve gerçekte bütün güçlerini kullanmak zorunda. Bu dünyada sahip olduğu bütün imkânlara ihtiyacı olacak, olumlu özelliklere ve daha az arzulanan özniteliklere. Sadece bu çaba sayesinde kişi Yaratan’ın ifşasını kazanabilir. Öyleyse bulutlarda süzülme fırsatına sahip değil; aksine, her zaman kendisini toprakla bağlantılı hissedecek.

REŞİMOT (HATIRALAR – İZLER) SİSTEMİ – YAZILIMIN GELİŞİMİ

Posted in Uncategorized by realiteninhissedilmesi on Mart 10, 2010
  • Saran gerçek hissi benim içimde nasıl inşa edilmiş?
  • Reşimot sistemi – vasıtasıyla geliştiğim iç yazılım – nedir?
  • Üst Işık’ın bizim üzerimizdeki etkisi nedir? Bu değişir mi, yoksa gelişen şey ben miyim?
  • Manevi Dünya’ya doğru yükselirken, bu dünya ile nasıl bağlı oluyorum?
  • Çalışmam sırasında ne hakkında düşünmem yararlıdır?

Siz her şeyin kişinin içinde olduğunu ve dışında hiçbir şey olmadığını söylediniz

Biz, kişinin hissettiği her şeyi kendi içinde hissettiğini söyledik. Bütün bilgi bize dışarıdan geçiyor. Üst Işık bize giriyor ve biz onun dışında hiçbir şey hissetmiyoruz. Ama bu ne anlama geliyor? Bizim hissettiğimiz her şey, Üst Işık’ın bizim beş duyumuz ve sinir sistemimizle nasıl etkileşimde olduğu. Bizim duyularımızda bir etki meydana getiren bu. Bilgi bu duyusal reseptörlerden zevk merkezine gidiyor ve son olarak ta bizim bütün bu bilgileri topladığımız ve “bir şeyler’’ hissettiğimiz, bazı etkiler oluşan zihnimize gidiyor. Bu etki dışarıda ne olduğuna bağlı değil. Bu bizim içeriden nasıl inşa edildiğimize bağlı.

Bizim içimizde bir tür yazılım var veya hatıra – Reşimot. Bu Reşimot tıpkı bir sarmalda olduğu gibi benim içinde var olmuş durumdalar ve her bir anda benim değişmeme sebep oluyorlar. Ben bütün bu Reşimot içinden geçiyorum ve eğer ben her noktayı kendi içinde çözersem, onun da içinde her türlü Reşimot’un bulunduğu büyük bir sarmal olduğunu göreceğim. Benim iç durumumu veren bu ve sonrasında da ben her zaman içten değişiyorum. Ve içten değişmem nedeniyle de, anlaşılan o ki dışarıdan da değiştiğimi hissediyorum. Ama dışarıdan olan hiçbir değişim yok. Bütün dönüşümler yalnızca benim iç hatıralarımda oluşuyor. Sonrasında dünya bana dönüyormuş, değişiyormuş gibi gözüküyor ve ben etrafımda neler olduğunu görüyorum. İşte bu nedenden dolayı bizim dünyamıza – hayali dünya deniyor, çünkü her şey bizim hayal gücümüzde oluyor. O, bu dünyanın dışından gelen, bunu yakalıyor, dışarıdan hissediyor ve ne kadar basit olduğunu görüyor. Ancak, siz onun dışına çıkana kadar, bu fikir anlaşılamaz. Ben bu Reşimot aracılığı ile devamlı olarak dönüştüm ve ondan sonra bana öyle geldi ki üzerime basınç uygulayan bu Üst Işık’ın kendisini değiştiriyor, ne var ki aslında O yalın ve değişmez.

O’nun basıncı yalın ve değişmez ne anlama geliyor?

Onun basıncı sadece tek bir amaca yönelmiş durumda – bizi Son Islaha getirme. Son Islah’ın anlamı ise kişinin kendisini Yaratan’ın seviyesine yükseltmesi ve Yaratan ile eşit olmaktır. Ve ne zaman ki biz beş duyumuz ile Üst Işık’tan bu etkiyi alırız – işte o zaman değişiriz. Bu değişim nesilden nesle, yıldan yıla ve reenkarnasyondan reenkarnasyona olur. Bizim bundan önceki  reenkarnasyonlarımızda daha saf arzularımız vardı. Şimdi bizler daha benciliz, daha kaba ve daha az arıtılmış durumdayız. Bu hatıralar bizim içimizde oluşum için gereken bütün zorlamaya sebep oldular – teknolojide, kültürde – her şeyde – olan bütün başarılar. Bu dünyanın görünümüne nazaran.

Ruha neyin ait olduğu gibi – ki bununla aynıdır – biz kalbimizde bu noktaya sahibiz ve bu da aynı hatıralara sahip. Kalbin noktasındaki hatıralar, beş duyunun sahip olduğu hatıralardan farklıdır. Bunun sebebi ise onların ruhun Yaratan’dan Engel’e gidişinden olan yoldan gelmesidir, bu dünyaya kadar olan bütün o yoldan. Bütün bu yol, bu iniş sayesinde, şimdi bu izler benim içimde, tıpkı bir gende olduğu gibi. Bütün bilgiler, sonsuz detaylar (biz onun hakkında çok az öğreniyoruz, özellikle de Beit Şaar HaKavanot – Niyet Kapısındaki Kulübe – kitabında). Bu izler devamlı olarak yenileniyorlar, ben durumdan duruma sürekli değişiyorum ve benim içimde bir tür compact disk var, bütün bu bilgileri tarayan. Ben içten sürekli olarak değişiyorum ve dolayısıyla bana öyle geliyor ki Üst Işık, Yaratan da değişiyor ve benim üzerimde farklı yollarla işliyor. Ama aslında, ışıkta hiçbir değişiklik asla yok, O mutlak hareketsizlikte, Onun bana kullandığı basınç ise değişmez ve sabit – sadece beni O’nun derecesine yükseltmek için.

Diyebiliriz ki, bir aşamada biz altıncı hissi geliştiriyoruz ve engeli geçiyoruz. Benim içinde çalıştığım bütün bir dünya var ve orada karşılıklı tepkiler var. İşin aslı, bu dünyada yaşadığım süre boyunca, yanlış bir gerçeklikte yaşadığımı gözlemleyebilirim.

Altıncı hissi geliştirirken, bu dünya ile nasıl bağlı oluyorum?

Bu aynı zamanda daha önce söylediğim ile bağlantılı, o da bizlerin – Baal HaSulam’ın yöntemini öğrenenler – iki bacağımız da yerde. Sorun, aslında, ne? Herhangi bir zaman eleştirmek, düşünmek veya bizim içinde olduğumuz pozisyondan gerçek ile bağlantı kurmak yasaklanmıştır. Yani, eğer ben, şu anki mevcut halimle – hala bir hayvansam (“hayvan’’ burada bir hayvan ile aynı duyulara sahip olduğum anlamındadır. Bu terim aşağılayıcı bir tarzda kullanılmamıştır, ben durumu açıklıyorum). Görme, duyma, koklama, tatma, dokunma – bunlar aracılı ile yaşadığım beş duyu – gerçi kitaplar okudum ve onlarla ilgili şaşkınlıkla doluyum. Ben var olmak ve algıladığım dünya ile kendimi içinde bulduğum dünya ile bağlantıda olmak zorundayım. Yani, benim bu dünya ile olan ilişkim aldığım bilginin miktarı ile belirleniyor.

Ben altıncı hissi geliştirmediğim sürece ve onun aracılığı ile yaşamadığım sürece, benim için bu his sayesinde dünya ile bağlantı kurmak yasaklanmıştır. Böyle olmasının sebebi ise basitçe benim Üst Işık ile birlikte olmamam ve temas halinde bulunmamam. Yine de altıncı his aracılığı ile neden bu tarzda bağlantı kurmaya başlamalıyım? Ben sadece bunun hakkında öğreniyorum, benim için hala teorik durumda. Yani – ben Üst Işık ile başa çıkmak için perde (Masah) adı verilen manevi bir kap almadığım sürece – kendim, Üst Işık ve ortadaki perde ki bu bizim aramızdaki bağlayıcı faktördür – benim manevi bir davranışta bulunduğumu düşünmem yasaklanmıştır. Her zamanki gibi bu dünyada hareket etmek zorundayım, herkes gibi.

Ben sizin Üst Dünya ile bir ilişkiniz olması gerçeğinden bahsediyorum ve sizin de söylediğiniz gibi – siz orada hayali bir gerçeklik keşfediyorsunuz.

Hayır, hayır, hiç de öyle değil! Üst Dünya’da ben hayali bir gerçeklik keşfetmiyorum. Ne zaman ki ben Üst Dünya’nın hissine geçiyorum, o zaman beş duyum ile algıladığım gerçekliğin hayal olduğunu anlıyorum.

Bununla nasıl ilgili oluyorsunuz?

Ben farklı bir tarz ile ilgili oluyorum, böyle olmakla beraber ben bu gerçekliği hissetmeyi durdurmuyorum. Ben onunla altıncı hissimle de birlikte bağlantı kurmaya başlıyorum, tıpkı aynı kaynaktan geliyormuşçasına. Bunun hakkında iler ki zamanlarda biraz daha konuşacağız, öyle ki bu basit bir kavram değil. Eğer onu yaşarsanız, sonrasında her şey size kolay gelecektir – bu böyledir.

Ama bunu tek bir hisle yaşayan birine açıklamak, demek istediğim altı his yerine beş his ile yaşayan, neredeyse imkânsız. Bu nedenle Kabala’ya “gizli bilgelik’’ deniyor, çünkü her şey bizden gizlenmiş durumda; hatta şu anda içinde olduğumuz durum bile bizden gizlenmiş durumda: onu bile tam olarak teşhis edebilecek durumda değiliz.

Altıncı hissi kullanarak bir hata yapmak mümkün mü?

Böyle bir olasılık yok ve nedenini açıklayacağım. Biz kendimizi bu dünyada buluyoruz, hiçbir hazırlığımız olmadan: ben doğdum; annemden doğarak hemen annemin ellerine geldim, annemden anaokuluna; anaokulundan okula ve böyle devam etti. Biz bu büyük dünyada yaşıyoruz ve kendimiz oldukça küçüğüz. Biz hiçbir şey anlamıyoruz ama burada her türlü destek sistemi var: anne, baba, toplum, sosyal güvenlik, bize yardım eden her türlü şey. Ve sonrasında bizler var olabiliyoruz, hiçbir şey bilmediğimiz ve kavramadığımız halde. Bir hasta kişi ile on kişi birden ilgileniyor. İşte biz bu şekilde bir insan topluluğu oluşturuyoruz ve bizim bunu yapmak için zihinsel hazırlığımız var. Bunu biz bulmuşuz, icat etmişiz gibi bir durum değil, bu Doğa var olduğundan beri bizi bunu yapmaya zorluyor. Bu sadece bu dünyanın çerçevesinde mümkün.

Maneviyatta ise yasa tam tersidir – kap Işık’tan önce gelir. Yalnızca nerede olduğumu ne kadar iyi bilirsem, en çok doğru hareketi nasıl olarak yapacağımı bilirim, en uygun şeyi, hata yapmama gücüne sahip olacak mıyım ve anlamda, kendime faydam olacak mı, Yaratan’a ve de diğer ruhlara. Sadece bu ölçümde, sadece bu parçada, bu kısımda ben giriş yapabilirim ve Üst Dünya’yı hissedebilirim ve tamamen kendimi hazırladığım şekilde davranabilirim. Ve geri kalanlar benden sımsıkı kapalı durumda. O kapalı ve ben hiçbir şekilde onu hissetmiyorum. Hatta var olduklarını bile kavramıyorum. Üst Dünya’ya öylesi bir girişte.

Ben bir sonraki adıma tırmanmadan önce, kendimi bu seviyede var olan her şey ile donatmak zorundayım, her şeyle: güç ile anlayış ile akıl ve kalp olarak adlandırılanlar ile. Bu nedenle hata ihtimali yok. Kapları kırmak, İlk İnsan’ın günahı, İlk Tapınak’ın yıkımı vb. hakkında çalıştığımız her şey, bunların hepsi bu yeri, yıkım yerini bizim için hazırlamak için yukarıdan aşağı genişlemeden yapıldı. Böylece sonradan biz onu, bütün bu kırılmadan toplayabiliriz, bütün o kırık kaplardan ve tekrar yükseltebiliriz.

Ama bizden yukarı doğru, hiçbir yanılma veya zarar verme ihtimali yok – bu Yasa. Tekrar, bunun sebebi kapların Işık’tan önce gelmesi. İlk olarak benim güce sahip olmam gerekiyor, gücün miktarına bağlı olarak ben hareket etmeye başlarım. Burada endişelenmeye gerek yok.

Ben Işığı sürekli çekiyor olma düşüncesinden rahatsızım.

Eğer sürekli Işık’ı çektiğini düşünmekten rahatsız oluyorsan, o zaman onun hakkında düşünme, çekme. Ben size yakın olmayan kelimeler ile tanımladım, senin nasıl hissettiğin her birimizde de olduğu gibi farklı bir şekildedir.

Ben teknik bir insanım ve Kabala da teknik terimler ile konuşuyor. Alma İsteği hakkında konuşuyor. Alma İsteği nedir? Zevk alma arzusudur, ihtiyaçları karşılama. Biz bu boşluk hissini doldurmaktan bahsediyoruz, çok, az, çeyrek, yarım, vesaire. Çeyrek doldurulmuş, yarım dolu. Bunların hepsi hislerle alakalı. Bu nedenle biz o ya da bu şeye karşı olan hislerden bahsetmiyoruz, ne tarzda, hangi nüanslar. Bizim bunun için bir lisanımız var, sadece bu dil oldukça kaba, teknik ve o bütün duygusal izlenimleri boşaltıyor – bayağılık, perde, hatıralar, arındırma, bu yükselir, bu alçalır, vesaire. Sonradan da, her türlü şeyi çalışırız.

Bir Kabalist bunu basit bir teknik olarak görür. Bu bizim objelerimiz ile nasıl çalıştığımızın tekniğidir. Biz onun içine gittiğimizde, böyle olduğunu görürüz, hatta onu hissederiz. Ve bunlar oldukça duygusal konulardır, hem de bu dünyada hissettiğimiz ve etkisinde kaldığımızdan çok daha fazla. Eğer biz bu dünyanın sahip olduğu bütün insanlığı bir araya toplayabilseydik, bütün kuşakların başından sonuna kadar olan, bütün reenkarnasyonlar boyunca baştanbaşa olan, eğer onu topluca alabilseydiniz, bu maneviyattaki en küçük adımdan bile daha az olurdu. İnsanın maneviyatta attığı en küçük adım bile burada, engelin altında, hepimizin tamamının, bütün zamanlar boyunca olan her şeyden daha fazladır.

Bu nedenle, belki de herkes kendi için başka kelimeler seçmeli. Benim için, bu lisan şu anda bana açıklıyor ve anlatıyor. Ama ben hala daha önceden nasıl olduğunu hatırlıyorum. Örneğin, beden. Beden nedir? Ben her zaman şöyle düşünmüştüm – bir beden bir bedendir, ben bir beden nedir bilmiyorum. Ta ki beden fikri – alma arzusu fikri ile birleşmeye başlayınca kadar. Anlamı ise, benim arzuladığım kadar, hangi formda arzuluyorsam – beden ona göre form almakta. Şimdi ben bir parça tavuk yemek istiyorum, o zaman benim bedenim bir tavuk gibi. Bu doğru! Ben şu anda bir şeyler içmekten keyif almak istiyorum ve o zamanda bedenim o içeceğin formunu alıyor, bu gerçekten bunun gibi. Ben bunu anlayana kadar yıllar geçti.

İşte bu nedenle, yavaş yavaş, çalışan herkes, onu kendisi için tercüme etmeye başlar. Ayrıca, zihniyet farklı, ben bir Rus’um ve sen bir Amerikalısın. Burada farklı tavırlar var; üstelik bizler farklı kuşaklara aitiz. Sen basitçe bunu öğrenmek zorundasın ve yavaş yavaş bu bir düzene girecek. Herkes kendisine bir iç sözlük bulur. Öyleyse, Işıkları çekme. Bunun hakkında farklı bir şekilde düşün: hayatında Yukarı’dan istediğin herhangi bir şey var mı? O zaman onun hakkında düşün.

MANEVİYATTA ZORLAMA YOKTUR

Posted in Uncategorized by realiteninhissedilmesi on Mart 10, 2010
  • Manevi gelişim “az ile tatmin olmayı’’ zorunlu kılar mı?
  • Neden insanlar ibadet yerlerinden büyük geniş dünyaya kaçmaya başladılar?
  • Neden Kabala “bu yasaktır’’ veya “kendinden utan’’ demiyor?
  • Neden insanlar uyuşturucu kullanıyor?
  • Ben düzelmeme, ıslahıma nasıl başlarım?

Amaç altıncı his uğruna, beş duyunun kullanımını en az ile sınırlamak mı? Tamamen onun ve onların (beş duyunun) içinde yaşamak, sadece birazcık nefes alabilmek için veya biraz yiyebilmek için?

Hayır. Tam tersi, Yukarı’dan gelip de bir neden ile yaratılmayan hiçbir şey yok. Daha doğrusu, buraya alçalan her şey, kaynağında veya yükselme sırasında, çok daha canlandırıcı, görkemli bir formda var olmaktadır. Bütün arzular çok büyük, hatta en hayvansal olanları bile.

Daha ne kadar çok yemek isteyeceğinizi göreceksiniz. Aynı yoğunluğu diğer bütün zevklerde de göreceksiniz. Bu neden oluyor? Bu şaka değil, Kabala kitaplarında çok açıklanabilir bir tarzda hakkında yazılanlar gibi. Kabala’da saklayacak hiçbir şey yok, bizler ruhlar hakkında konuşuyoruz. Aslına bakarsanız siz zevk için bir alan geliştireceksiniz. Eğer küçük bir zevk için bir yeriniz varsa, o zaman başka hiçbir şeye ihtiyacınız yok: tıpkı erdemli birinin sadece bir bardak su ve bir dilim ekmek istemesi gibi, Tanrı rızası, sadece bu. Bu şekilde bir Kabalist olamazsınız. Bir Kabalist bütün dünyayı yutmak zorundadır ve azar azar, bize gelen Işık sayesinde bunu hissetmeye başlarız. Ve üstelik bu fikir – Kabala’da size almayı durdurmanız söylenmemektedir. Tam tersine, Kabala’nın Bilgeliği size almanız gerektiğini ve kendinizi tam doluluk ile keyiflendirmeniz gerektiğini açıklıyor, en kusursuz tarzda, alabildiğiniz kadar çok. Ancak, bu fikirler karmaşıktır ve gerçek bilgeliği gerektirir.

Başlamak için, bizim öğrendiğimiz her şey alma yeteneğini geliştirme yolu hakkında. Yok, Tanrı korusun, bir tür hislerimizin sınırlanması için değil, hayır. Bir Kabala öğrencisinin toplumdan geri çekilmesi, kendisine her türlü engellemeler koyması yasaktır. Her zaman ki gibi işlerini devam ettirmek zorunda; Kabala kişiyi evlenmeye mecbur kılar, normal bir hayat sürmeye, işe gitmeye, askerlik yapmaya, kendi kuşağının yaptığı her şeyi yapmaya. Şöyle yazılmıştır – “Ben halkımın arasında yaşıyorum.’’ Bu, kendi kuşağımdaki, sıradan diğer herkes gibi görevimi yapmaya devam etmek zorundayım, demektir.

Ve ben bunu kendi hocamın yerinde gördüm. Eğer farklı şeyler için alış veriş yapıyor olsaydım veya ona belirli bir şey getirmek için, şöyle derdi “Herkese sor, sorabildiğin kadar çok kişiye ve bana onların hepsinin düşündüğünün veya kullandığının ortalama fikrini getir. Aksi yasaktır.’’ Bu eskiden en küçük konularda bile böyleydi, hatta hastaneye girişimizde bile, bazen başka alternatifimiz olmazdı ve özel oda tutmak zorunda kalırdık, ama genelde biz de herkesin ki gibi bir oda verilirdi. Burada zıt bir prensip var – kim sadece kendi için ve başka kimse için olmayan özel bir şey kullanıyorsa – o kaybeder.

Pratik terimler ile bunun anlamı, her zamanki gibi olmaya devam edin, kendi tarafınızdan hiçbir kısıtlama koymayın – bu kutsallıktan değil.

Tam tersine, bizim bu dünyaya iki yakınlaşmamız var: “ahlaki değerler ile eğitim’’ adı verilen yakınlaşma var ve bir de iç gelişim ile olan eğitim var. Ahlaki değerler bize açıklar: “bu hoş değil, kendinden utan’’, bunu yapma, şunu yapma, onu yapma, sürekli olarak sizin elinize vururlar – “dokunma’’. Bununla insanı kısıtlıyorlar ve gelişmesine izin vermiyorlar. Bu “genel halk’’ için iyi, onları dizginlemek için. Bir ulusa hükmetmek isteyen her kim ise tam olarak bu yaklaşımı kullanır. Ve işin aslı, neredeyse bugüne kadar, bu işliyordu – çünkü insanlar öyle bir ölçümde gelişmemişlerdi. Ruhlar son nesil ile aynı seviyeye henüz gelmemişlerdi, bu demek oluyor ki onların manevi genleri uyanmaya başladı. Onlar kendi merkezlerini yetiştirmek zorunda oldukları bir noktaya zaten geldiler, kalplerinde ki noktaya. Bundan önce, ahlaki yaklaşım oldukça iyi işliyordu, insanlara destek oluyordu, herkes dindardı, herkes ibadet yerlerine gidiyordu, geri geliyor, çalışıyordu, her şey uygundu.

Alma arzularının geliştiği noktaya gelene kadar, bu manevi gen zaten kendini neredeyse tamamen fark etmiş durumda. Bu bizim içimizde sadece altıncı hissi açmak için kalmıştır ve manevi dünyaya ilerletmek için.

Biz bunun artık işlemediğini kendimiz gördük. Ahlaki bir eğitim çoktan çalışmayı durdurdu ve kimseye “kendinden utan’’ diyemezsiniz. Eğer ona söylediğiniz şey bu olursa, sonrasında – o kişinin uyuşturucu kullanmaya başlamaktan başka seçeneği kalmaz. Bu bir kere olursa o kişi bitmiştir. Yapılacak hiçbir şey yok; onun gelişmesine izin vermek zorundasınız.

Bu nedenle Kabala bize “kendinden utan’’ dememeyi öğretiyor. Bir insanı herhangi bir konuda kısıtlamamayı, tam aksine. Ahlaki yöntemlere ters olarak ki ona göre “bu dünya hiçbir şeye değmez, senin bundan ihtiyacın olabilecek hiçbir şey yok, sadece maneviyata yönel’’. Kabala diyor ki  – hayır. Bu dünya çok iyi ve sen burada kendinden keyif alabilirsin – ve gerçekten, kişi bunu yapabilir. Öyle ki siz muktedir olamayabilirsiniz veya yapamayabilirsiniz veya fırsatınız olmayabilir – bu başka bir mesele, ama bunu dünyaya karşı söylemeyin. Ancak, siz kendiniz maneviyatın çok daha büyük olduğunu keşfetmelisiniz, çok daha zengin ve çok daha çekici, diğer bütün materyal zenginliklere göre.

Ahlaki eğitimin bunu yapamama nedeni nedir? – Çünkü o manevi dünyayı açmıyor. Onların bir insana, bak, sen onun yerine bunu seçmelisin, deme yetenekleri yok; bak, maneviyatta var olan her şey açık. Kabala tam olarak bunu yapıyor: insan için manevi dünyayı açıyor ve ne olursa olsun kişi de – en iyi şekilde, hiçbir sınırlama olmadan – ikisini birden idare edecek. Maneviyatta hiçbir zorlama yok – bu çok önemli bir kural. Hiçbir zorlama yok, buna kendinize yaptığınız da dâhil.

Altıncı hissi hissetmeye daha çok girdikçe, aynı zamanda siz de başlarsınız, azar azar, beş duyuyu eleştirmeye ve ne ölçüde bir hayalin içinde olduğunuzu görmeye. Size bu tam bir hayal değil derdim – siz beş duyunuzu altıncı hissin üzerine giydirirsiniz ve gerçekten onu tek bir bakış açısı olarak görürsünüz. Sorabilirsiniz: neden altıncı his tek? Bu dünyada olduğu gibi, bir kaç kanala sahip olmama izin verin. Aslında altıncı hissin de içinde beş kanal var, bunlara Beş Sefirot denir – Keter, Hohma, Bina, Tifferet, Malhut. Ve ayrıca onlardayken aldığımız etkiler de Beş Işık: Nefeş, Ruah, Neşama, Haya, Yehida. Maneviyatta da onlara şu isimler verilmiştir: görme, duyma, koklama, tatma, dokunma. Buna tek bir his diyen sadece biziz. Neden? – Çünkü biz bütün paketi tek olarak alıyoruz. Bizim dünyamızda kör olabiliriz, Tanrı korusun veya sağır. Maneviyatta bu mümkün değildir – eğer alırsanız, bütün paketi alırsınız, bütün NRNHY (Nefeş, Ruah, Neşama, Haya, Yehida) ve sonrasında duyular kendilerini birbiri üstüne giydirir, ve içte onlar bir etki yaratıyorlar, tek bir bütün, kusursuz görüntü.

Bu dünyada, bu beş duyu ile bir ilgisi olmadan bir etki veya heyecan alan tek bir doğmuş kişi yok. Şöyle diyelim, biz maneviyat hissi olmadan bir yerden başka bir yere gidiyoruz, maneviyatın ne olduğunu anlamadan, – hatta onun için bir arzumuz bile yok. Diyelim ki, ben bir kasabada yaşıyorum, babam bir çoban ve ben de onun gibi bir çobanım ve benim oğlum da öyle ve torunum da ve bu böyle işliyor ve böyle dönüp duruyor. Son incelemede, bu aynı zamanda bizim yaptığımız şey. Soru ise şu: biz sadece bu dünyada yaşayarak bir şeyler yapıyor muyuz, beş duyumuz sayesinde? Veya biz aynı zamanda bilgi alıp veriyor muyuz, ya da materyaller ve sonunda da ortaya hiçbir şey çıkmıyor mu? Hayır. Bizler bu hatıraları dolduruyoruz. Biz her zaman, her bir izde, onun özel, kendine has NRNHY sahibiyiz, hatta hatıralarımız da bile ve sonrasında, hepsi bir araya geldiği zaman, onlar bize kusursuz görüntüyü veriyorlar, başlangıçtan sonuna kadar, tek bir görüntü. Bizim bütün hayatımız, bu hayat ve bütün öncekiler, anlamsızca geçmediler, insan şans eseri yaşamadı. İşte bu nedenden dolayı en alçak adamı bile hor görmek yasaklanmıştır. Bu hor görme kendisini düşüncede gösterebilir – neden kişi kendisine verilen maneviyata girme fırsatını kullanmaz. Yani – hor görme, ama onun bunu yapması için girişimde bulun. Ama basitçe hor görmek – hayır. Tam aksine, ben söylerdim. Baal HaSulam söyler, en küçük bitin bile var oluşunda veya herhangi küçük bir böceğin, nerede olduğu fark etmez, onun var olmasına ihtiyaç vardır. Ve işte bu nedenden dolayı o yaratılmıştır ve bununla o, bu genel istekteki küçük kısmını doldurmak için seçilmiştir.

Bütün detayları ile tek parça halindeki isteği doldurmadan, ondan hiçbir şey çıkmayacaktır. İşte bu nedenden dolayı, daha maneviyata doğru çekilmemiş insanları hor görmemeliyiz; onlara yardım etmeliyiz – evet. Onlara yardım ederek, ben kendime yardım ederim, sonuçta biz aynı sisteme bağlanmış durumdayız.

Eğer Kabala zevk için yer geliştiriyorsa, o zaman sınırlamanın konusu ne?

Yaratan alma isteğini yarattı. Yaratan’dan uzaklaşan alma isteğinin anlamı nedir? Alma arzusu aynı kalır, o kendisini sınırlayamaz; o kendisini ihsanı almaktan sınırlar. Burada Işık’ı almak için oldukça büyük bir alan vardı, sonrasında kapandı – buna sınırlama denir. Kendisini almak isteğin sınırlaması değil, bütün hacim duruyor, bu alan hala aynı hacmi tutuyor, aynı büyüklüğü, sadece bir sınırlama oluştu. Bunun anlamı: o kapalı değil, ama burada bir örtü var.

Biz bu örtüyü nasıl açarız? Daha önce duran örtü uygun değildi. Bizim ancak tekrar yukarı tırmanma amacı ile açmaya ihtiyacımız var. Onu burada almak için değil, ama her alma yüz yirmi beş basamaklı Merdivende bir yükselme anlamına gelecek.

Düzelmeme, ıslahıma ne ile başlamalıyım? Sınırlamayı ben yapıyorum, diyelim ki İlk Sınırlama ve sonra ben kendimi açıyorum, mevcut durumumdan daha yükseğe, yükselebildiğim kadar çok kendimi çıkarabilirim ve hala yükseğe, öyleyse sürekli hareket ediyor. Sadece bunu yaparak bizler örtüyü açmaya başlayabiliriz.

Eğer ben Işık’ı alabilirsem ve ona doğru ilerleyebilirsem, o zaman ben kendimi Işık’ı almaya açıyorumdur. Aksi takdirde, ben mevcut durumumda kalacağım, yeterli gücü alıncaya kadar ki buna  – engel deniyor, öyleyse doldurma gelişmek için alınıyor.

ARZULARIN GELİŞİMİ

Posted in Uncategorized by realiteninhissedilmesi on Mart 10, 2010
  • Bizim dünyamızdaki zevkler ile maneviyattaki zevkler arasında bir bağlantı var mı?
  • Manevi Reşimo’yu tamamlamaya ne zaman başlarım?
  • İçimdeki maddi arzular nasıl maneviyata karşı olan arzularım ile birbirlerine uyarlar?
  • Neden daha az gelişmiş ülkelerde daha az sayıda intihar oluyor?
  • Çocukların gelişimine yararlı olacak tarzda ve onları bunaltmadan, nasıl eğitilmeliler?

Manevi alma arzusu, Perde, Üst Işık, manevi haz – ve bizim burada, bu dünyada beş duyumuz aracılığı ile hissettiklerimiz arasında bir bağlantı var mı?

Arada hiçbir bağlantı yok, çünkü bu bizim dünyamız. Arada bağlantı olmaması ne anlama geliyor? – Çok basit: benim beş duyum aracılığı ile alabildiğim zevkleri, ben bir perde olmadan alıyorum. Onları alma arzuma bağlı olarak alıyorum -  ki bu zevkin kaynağında sahip olduğum Reşimo’ya bağlı. Bu Reşimo önceden belirlenmiş durumda, ama hareketsiz halde. Ben bunun üzerinde sadece bu Reşimo’yu aktif hale getirmek için çalışmak zorundayım. Eğer benim küçük bir Reşimo’m varsa, amaç onu biraz daha büyük hale getirmektir. Şöyle diyelim, ben yemek istiyorum, ama yeteri kadar değil. Ama ben bu arzu üzerinde çalışıyorum. Ve bu girişler ile altıncı hissin girişi birbirlerinden tamamen bağımsız durumda.

Büyük bir Kabalist olmak ve altıncı his ile perde ile, çok yüksek basamaklarda çalışmak ve aynı zamanda da bütün beş duyumdan keyif almak mümkün, – bunda bir çelişki yok.

Bu beş duyuyu geçersiz kılmıyor mu?

Bu beş duyuyu bozmaz. Aksine, ıslahın sonuna gelmek demek en yüksek basamağa eriştiniz demektir ve aynı zamanda siz bedeninizin içindesiniz, bu dünyada ve ruhunuzda bu iki karşıt noktayı tek olarak bağlıyorsunuz. Onları gerçekten düzenliyorsunuz. Bunu yaparak da Yaratılışın Amacını gerçekten tamamlamış oluyorsunuz.

Bu iki spiral kalpteki noktaya ve maddi Reşimo’ya nasıl bağlanmış durumda?

Bunun hakkında çoktan konuştuk – bizim birçok gelişim aşamamız var, veya denildiği gibi – reenkarnasyon, ki bu bizim kullandığımız terim. Bizim bu maddi Reşimo’yu doldururken birçok enkarnasyonumuz olur ki bunlar ilk olarak hayvansal arzulara ayrılmıştır, hayvanlarda ve benzer olarak da insanlarda bulunan – yemek için, aile için, cinsellik için, barınak için, çıkın için olan arzu. Sonradan ise para, şöhret ve bilgi için olan arzular vardır.

Kişi bütün bu arzuları tamamladıktan sonra, maneviyat için olan arzuyu takip eder. Bunun anlamı o şeylerin, ben birinden diğerine ilerledim diye, düzgün şekilde kesilmiş olması gerektiği anlamına gelmiyor – maddi hazlardan para için olan arzuya ve o zaman sadece para isterim ve yemek için olan bütün şeyler artık beni ilgilendirmiyordur. Doğru değil! Ancak, ben öncekini öylesine bir büyüklükte geliştirdim ki, şimdi benim içimde paraya olan isteği belirli bir ölçüde açmaya yetiyor (herkesin ki kendine göre, kişisel tarzında, o kişinin ruh yapısına bağlı olarak); şimdi ben onurumla çalışmaya başlayabilirim. Birden bire onur için çalışmak istedim, mesela diyelim ki ben parlamentonun bir üyesi veya benzer bir şey olmak istiyorum. Bu ben parayı veya maddi zevkleri unuttum gibi bir durum değil, basitçe, hepsi beraber çalışıyorlar. Onların hepsini yeteri kadar geliştirdim ve şimdi onurla da birlikte biraz daha gelişiyorlar ve böyle devam ediyor. Öyleyse, maneviyat için olan arzu ile birlikte, onunla beraber, ben aynı zamanda eski arzularımı da daha çok ve daha çok geliştiririm. Onur, örneğin, manevi gelişimi oldukça karıştırır. Bunu olumlu bir yönde yapar. Tıpkı diğer sıkıntılar gibi, benim eksik olan yerimi vurgulamak için gelir, vesaire.

Yani – bu hisler her zaman bir Kabalist ile ilişiktir. Şöyle yazılmıştır “her kim dostundan üstün hissederse, onun arzusu üstündür” ve “Tapınak’ın yıkımı zamanlarından, BYA’ın tadı Yaratan’a hizmet edenler ile birlikte değişmeden kaldı’’. Bunun anlamı en düşük seviyedeki hayvansal arzular sadece Yaratan rızasına çalışanlar için kalmıştır. Özellikle de bunların içinden bu kanalı, altıncı hissi, açanların diğer beş duyusu oldukça iyi çalışıyordur, çok güçlüdür. Ama o onları istekli bir şekilde hissediyor ve onlar onun amaca doğru gitmesine yardım ediyor.

Acı çekmek ruhun gelişimine yardım eder mi?

Ben ne söyleyebilirim? Milyarlarca insan acı çekiyor, bütün Afrika açlıktan ölüyor ve bu onların ruhun gelişimi ile ilgili hale getirmiyor. Diğer bir taraftan, en yüksek intihar oranları en çok gelişmiş ülkelerde bulunuyor, Afrikalıların içinde değil. En yüksek uyuşturucu kullanma oranı nerede? Avrupa’da. Onlar ki yeterli yiyeceği zar zor olan, yoksulluk içinde yaşayanlar ve onlar uyuşturucuları yetiştirenler, uyuşturucu kullanmıyor.

Şöyle yazılır, “acı bedeni saflaştırır’’, veya acı alma arzusunu saflaştırır. Şunlar acı çekmeyenler ki biz maddi zevklerin eksikliğinin arasından hissederiz. Onlar sevginin kederlileri ki biz maneviyat için özlem duyarız ve ona ulaşamayız. O zaman sadece o acılar bizi saflaştırır ve bizi maneviyatın yakınına çeker.

Ve tekrar, Kabala acı çekmeye karşıdır. Kabala’nın Bilgeliği’ne göre kişi akıllıca yürümelidir – böylece her bir anından keyif alır. Aksi halde kişi Yaratan’ı savunmak yerine lanetliyordur ve kendisine olan durumu doğru olarak yorumlayamıyordur. Bunun sebebi ise kendimizi içinde bulduğumuz her durum aslında bizi ıslah etmek ve bize daha fazla maneviyat getirip, daha yüksek bir aşamaya getirmek için olmaktadır. Biz hiçbir zaman gelişme göstermeyeceğimiz bir durumda olmayız. Her gün, her an, bizler sürekli olarak gelişiyoruz. Ancak, bunu henüz hissetmeyen biri bile, birazcık olsun anlamalı ve onun üzerinde düşünmelidir. Bu gerçekten böyledir.

Ve her kim acı çekme durumuna girerse ve ondan ortaya çıkarmak istemezse ve hatta bundan keyif alırsa – buna Klipa (kabuk) denir. Bunlar kişiyi durduran güçlerdir ve hatta bir şekilde onu alçaltan ve biz buna karşı koymak zorundayız. İşte bu sebepten dolayı bu yeni başlayanlar için büyük bir problemdir, öyle ki onlar ne kadar çürümüş, kutsallıktan ne kadar uzak olduklarını hissetmeye başlarlar ve ne ölçüde ne istediklerini ne kadar eksik olduklarını. Ve hala egoizmin içine batmış durumdadırlar, egoist bir şekilde alma arzusu, “Ben yoksunum, ben yoksunum, ben yoksunum’’, ve kişi umudunu keser. İşte bu olması gerekenin tam tersidir.

Bu nedenle gelişim, gerçek ilerleme, kişinin, kendisi için, sadece neşeli kalmayı başarabilmesi şartı ile kendi yolunu eleştirme ihtimaline açmasına bağlıdır. Baal HaSulam bunun hakkında bir yazınında şöyle yazmıştır: öyle ki insan günün yirmi üç buçuk saati boyunca neşeli olmalıdır ve sadece yarım saat boyunca nerede olduğunu kontrol etmelidir.

Daha öncede söylediniz, sıradan insanların üzerinde çalışan ahlaki bir sistem var. Benim sorum şu, dünyanın içinde bulunduğu durumda, bütün dünyayı açmak için, “her şeye izin verilmiştir’’ gibi davranmak mümkün mü?

Soru şu, bu kuşak, ahlaki yöntemlerden Kabala’nın yöntemine geçmek için, Doğa ile uyumu geliştirmek için, nasıl eğitilmelidir? Bilmiyorum. Bizim burada en genç kızlardan oluşan bir grubumuz var. Bilmiyoruz, hatta çocukları bile nasıl eğitiriz bilmiyoruz. Benim belli ki konu hakkında fikirlerim var, ama en büyük Kabalist’lerimizden hiçbir şeyimiz yok – ve ben daha büyük değilim. Ben manevi eğitim hakkında kitaplar yazmayacağım, ben yerimi biliyorum.

Hayıflandığımız, henüz büyük olandan, yukarıdan çocuklara nasıl yaklaşacağımız konusunda bir yöntem almadık. Vilna’nın Büyük Gaon’u gerçekten üç veya dört yüz yıl önce biraz yazdı, ilerleyen dokuzlu yaşlarda, Kabala’nın Bilgeliği belki çocuklara öğretilebilirdi. Çünkü insanın, kendisi için çevresinde nerede çok ve daha çok başarı ve büyüme olduğunu bilmesi kadar doğal bir şey yoktur. Ve işte bunlarda genç yaşlardaki birinin sorduğu sorular: Ben kimim? Ben neyim? Ben burada ne yapmak için bulunuyorum? Sonra ise, bütün dertlerimizin sonucu olarak, biz bütün bu soruları unutuyoruz.

Ama her koşulda – ortada henüz bir yöntem yok. Tıpkı henüz ortada bütün millete nasıl yaklaşılması gerektiğini gösteren bir yöntem olmadığı gibi, eğer maneviyatın eksikliğini hissetmiyorsa ve hala kendini önceki sorunlarda buluyorsa. Bu nedenle, ya çalışarak bütün insanlığı ona doğru hızlandıracağız veya – benim hocamın zamanında olduğu gibi. Ben örneklerden öğrenmeyi seviyorum ve bu güzel bir örnek, öyle ki benim gözlerimin önünde gerçekleşti. Ona öğrencileri Tel Aviv’den getirdiğim zaman, aralarında dindar olmayan gençler vardı ki bunlardan bazılarını o kesinlikle kabul etmek istememişti. Ve bana dedi ki eğer mümkünse – onlar gelmesinler. Bazıları için dediği şey: gelmelerine izin ver oldu ve o andan itibaren onlar gelişecekler, hatta kalplerindeki nokta daha gelişmemiş olsa bile; onlar orada grubun içinde birliktelerdi, beraber barlara gitmişlerdi, beraber zaman geçirmişlerdi ve birden bire aralarından bazıları maneviyat için olan arzu ile tutuşmuştu. Ve onlar, diğer bütün çocukları da çekiyorlardı ve birçokları katılıyordu, bütün gruplar. Biz bunun kesinlikle faydası olduğunu gördük ki birden bire insanlar gelmeye başladılar, nedenini bilmeden, çünkü sadece “İshak burada, ben de burada olmak istiyorum’’, bir kulüp gibi. Ve sonrasında, gördük ki bu insanlar gerçekten geliştirler, öyle ki bir dostu İshak’a yetişmişti bile ve hatta daha da ileri gelişmişti.

Biz ruhun yollarını bilmiyoruz, hangi tarzda veya hangi hızda geliştiğini. Birden bire ileriye sıçrayabilir ve bunu kendim de gördüm. Ve tersi de aynı zamanda doğru. Benim öyle örneklerim var ki, insanlar çok saftılar ve ona çok açıktılar, hemen anlamışlardı, birçok şey keşfetmişlerdi öyle ki ben onları bunun için kıskanmıştım, çok gelişmişlerdi, materyali kavrıyorlardı.

Ansızın eski kötü alışkanlıklarına geri dönmeye başladılar, kurumaya ve bırakmaya ve eğer ayrılmadılarsa da, Kabala’da sadece biçimsel olarak kaldılar. Bu yüzden önceden bilmek imkânsız, hatta öyle ki ben yeteri kadar akıllı değilim derdim ve gördüm ki hocam da bunu görmemişti. Birinin ne kadar ileri gideceğini tahmin etmek mümkün değil, ne ölçüde gelişeceğini ve onu tökezleten blokların nerede olduğunu. Bu diğer herhangi bir ruh için de geçerli ve hatta o küçük ve önemsiz olsa bile, bilmenizi sağlayacak hiçbir şey yok. Kendi gözlerimiz ile görsek bile, bir kişi hakkında – onun hayat yolunun ne olacağını – söyleyemeyiz. Bu böyledir.

Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.